Fantastik Roman Yazarı G. Elikbank ile söyleşi

 

Editör:  Twitter’ın zaman öldürdüğünü düşünsem de,  sanal aleme karşı çıksam da düşünceleri paylaşmak, sesini duyurmak için de doğru yer olduğunu görüyorum. Gülşah Elikbank’la da twitter vasıtasıyla tanıştık, ne yazık ki.  Ne yazık ki diyorum,  çünkü  Sakin Şehir Edebiyat günlerinde  bulunmuş  olmasına rağmen gidemediğimiz için tanışamamıştık. Bir vesile oldu twitter ve kendisi ile bir röportaj sözü alıp bu yazıyı kaleme aldık.

Kimdir Gülşah Elikbank ?  Otelcilikten yazarlığa mı, yoksa her ikisi de mi?

G.E.: Her zaman yazarak kendimi daha kolay ifade eden biri oldum fakat ilk mesleğim otel yöneticiliğidir. İyi ki de öyle aslında. Bir otelde, dünyanın dört bir yanından farklı insan tipiyle tanışmak mümkün. Bu bana yazmak için müthiş bir malzeme sağlamış, farkında olmadan. Yine de ben gerçeği olduğu gibi yazmaktan hoşlanan biri değilim. Gerçekler yeterince can sıkıcı, bir de benim onları dramatize etmeme gerek yok. Ben bu can sıkıcı gerçeklerin ardında olabilecek mucizelerle ilgileniyorum daha çok. Algılarımı açık tutuyorum ve kalp gözümle görmeye çabalıyorum. Bir de yazarlıktan başka bir mesleğe sahip olmak bana maddi özgürlük sağlıyor. Böylece üzerimde ne yazma baskısı hissediyorum, ne de popüler diye bir konuyu yazma gereği duyuyorum. Sadece ruhuma değen konulara el uzatıyorum. Fakat artık edebiyat ve turizm hayatıma aynı mesafedeler. Zaten edebiyat konseptli otel fikri de böyle doğdu.

Editör: Fantastik roman türündeki ilk üçlemeniz olan Günebakan Üçlemesi nasıl doğdu? İstediğiniz okura ulaştı mı? Fantastik roman konusunda Türkiye’de hangi yazarları görüyorsunuz?

G.E. : Günebakan Üçlemesi’nin doğması için o kadar farklı bileşen bir araya geldi ki, anlatmakta zorlanıyorum bunları; kendime bile. Benim beklediğimden çok ilgi gördüğü kesin. Okurlarımla aramda güçlü bir bağ oluşturdu bu üçleme. Tek bir romanla farklı yönlere savrulmadık, aynı öykünün etrafında bekleştik belki de. Fantastik romanda Nazlı Eray ve İhsan Oktay Anar, keza Murathan Mungan bize yol gösterenler oldu. Sonrasında Barış Müstecaplıoğlu, Doğu Yücel çok başarılı romanlar yazdı. Ben biraz aralarına damdan düşer gibi girdim. Çünkü ilk romanım yayınlandığında, edebiyat dünyasına dair bilgilerim, iyi bir okurun bilgisinin ötesinde değildi. Şimdi daha dikkatli bir okurum, yazar gözüyle okumak diye bir kavram varmış gerçekten! Keşke profesyonel okur olmak, diye bir iş olsa…

Editör:  Etkilendiğiniz, sizin kaleminize yakın hissettiğiniz yazar/lar var mı?

G.E : Ben Ursula Le Guin’i çok severim. Neil Gaiman’ın fantastiğe getirdiği mizaha bayılıyorum. İnci Aral’ın edebi lezzetini anlatacak kelime bulamıyorum bile. Murathan Mungan okurken kendimden geçiyorum. Daha sayamadığım birçok isim var tabii. Fakat tek bir yazardan etkilenmek söz konusu değil. Hepsinden ruhuma sızan bir şeyler mutlaka vardır. O nedenle çok okumaya gayret ediyorum, özellikle de farklı türlerde eserler vermiş yazarları okumaya çalışıyorum.

Editör: Rüya Takımı serisinin ilk kitabı ‘Medusa’nın Pusulası’nı çocuklar için yazdınız. Anladığımız kadarıyla gene seri olacak. Seri olarak yazmayı neden tercih ediyorsunuz ve bu kitap sadece çocuklar için mi yoksa büyük olup da çocuk ruhlarını kaybetmeyenler de okuyabilir mi:)

G.E: İthaki Yayınları tarafından yayınlanan Rüya Takımı’nın ilk kitabı Yerebatan Sarnıcı’nı ve Medusa efsanesini anlatan Medusa’nın Pusulası oldu. 9-14 yaş grubunun severek okuduğu bir roman oldu. Yine de ben romanlara yaş sınırı koymayı doğru bulmuyorum. Ben de hala birçok çocuk ve gençlik romanını severek, keyifle okuyorum. Herkese de öneririm. Çocuk kalmak değil ama çocuk olmayı unutmamak lazım… Seri olarak yazmayı tercih ediyorum, diyemem. Mesela 4 Ekim’de İthaki Yayınları etiketiyle raflara girecek olan romanım “Uykusuzlar” seri bir roman olmayacak.

Editör:“Kar izleri örttü”  öyküsü nasıl ortaya çıktı ve 20 yazar ile birleşerek bir çeşitleme basıldı?

G.E : Kırmızı Kedi Yayınlarına ait bir seçkiydi Kar İzleri Örttü. Bizlere üç kelime verilmişti. Kar, cinayet ve yılbaşı. Herkes bu üç kelimeden yola çıkarak kendi zihninde canlanan öyküyü yazacaktı. Ben bu tarz çalışmaları seviyorum çünkü biraz da beyin ve kalem egzersizi oluyor. Ben de seçkiye “Hesaplaşma” adlı bir öyküyle katıldım, gelen yorumlar beni çok mutlu etti. Farklı tarzları aynı seçkide okumak bir okur için keyifli olmalı.

Editör: Kitabı yazdıktan sonra bunun bir de sancılı bir yayın aşaması var. Türkiye’de kitap bastırmak kolay mı? Ne gibi sıkıntılar yaşanıyor?

G.E: Aslında bu epey zorlu bir süreç ama daha önce de belirttiğim gibi, ben öyle damdan düşer gibi girdim ki edebiyat dünyasına, bu zorluğu anlayacak zamanım bile olmadı. Sonra sonra farkına vardım! Bastırmak değilse de okura ulaşmak, rafta kalmak, eleştirmenlere kendinizi tanıtmak epey zor!

Editör: Bir röportajınızda yolda bir yoğun bir talep üzerine bir şiir kitabının olabileceğini söylediniz. Şiire ilgi nereden?

G.E.: İlk şiirimi 8 yaşında yazdım. Şiir yazmak, terapi gibi benim için. Şimdi bu sorunuzla böyle bir yanıt verdiğimi hatırlayınca, utandım. Haddimi bilmemişim demek ki… Şiir kitabı düşünmüyorum, düşünemiyorum. Zaten çok iyi şairler var, onların yanında kendi adımı anmam bile.

Editör:  Kitap yazmaktan eşinize ve çocuğunuza vakit ayırabiliyor musunuz? Bu durumdan memnunlar mı J

G.E: Ben belli saatlerde masa başına oturan veya her gün belli bir sayfa yazma hedefi olan biri değilim. Üç ay yazmadığım da oluyor, tüm gün yazdığım da. Ama akşamları kesinlikle yazmıyorum, en azından kızım uyuyana kadar. İnsan hayatını bir şekilde zamanlamayı başarıyor. Önceliğinizin ne olduğu da önemli. Ben, her şeyden önce bir anneyim.

Editör: Türk edebiyatının gidişini nasıl görüyorsunuz?

G.E. : Bence çok iyi gidiyor. Artık dünya da bizleri tanımak üzere. Özellikle fantastik edebiyat gençlerin ilgisi ve katılımıyla çok hızlı gelişecek, diye umuyorum. Gençlerin iyi birer okur olma yolunda olduğunu da kendi okur kitlemden iyi biliyorum. Benim de Aşkın Gölgesi adlı romanım Arapça’ya çevriliyor, demek ki dünya bizim de ne yazdığımızı merak ediyor artık.

Editör: Türkiye’de kitap okuma durumu nedir sizce? Arttırmak için ne gibi yollar denenebilir?

G.E.: Kitap fiyatları biraz ucuzlayabilir. Birçok butik kitapçı kapanma noktasında olduğuna göre, onların kar marjı arttırılabilir. Özel sektör, edebiyatı finanse etme yoluna gidebilir. Kitap fuarlarında daha çok indirimli satış olabilir. İlk önce çocukları iyi birer okur olarak yetiştirmeliyiz. Geleceğin okuru, onlar ne de olsa.

Editör: Her yazarda, sanatçıda mutlaka bir delilik vardırJ Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Üretebilmenin bir yönü sanki?

G.E: Ben etrafa bakınca ya ben çok normalim diyorum, ya da tam tersi.  Böyle bir hayatı öğretilmiş, ezberletilmiş verilerle okumaya çalışırsanız, zaten pek dayanamazsınız. Ben kendi gerçekliğimi yaratıyorum ve o dünyanın içinde yaşıyorum çoğu zaman. Bir de şunu unutmamak lazım, herkes yaralı, herkesin içinde diğerine anlatamadığı ama canını çok acıtan hatıralar var. Bir insan hırçınsa, onu hayat öyle yapmıştır, bunu şahsi algılamamak lazım. Hayat bizim etrafımızda dönmüyor, kendimizi merkeze alarak diğer insanlara bakarsak, yanılırız. Üretmek için önce kendi derinliklerimize inmeliyiz. Diğer insanları anlamadan önce, kendimizi anlamalıyız ki; bu en zoru.

Editör: Teşekkür ediyor ve yeni kitapları bekliyoruz.



Instagram

Leave A Response

*