FİLM ELEŞTİRİSİ: ALICE THROUGH THE LOOKING GLASS

ALICE THROUGH THE LOOKING GLASS

alice_through_the_looking_glass_1___ Alice in Wonderland‘in 6 yıl sonraki devam filmi… Tim Burton, Johnny Depp ve Helena Bonham Carter beraber bir iş yapmışsa, kesinlikle bir bakılmalı. Ki bunlara dünyalar tatlısı Mia Wasikowska, yine çok sevdiğim Anne Hathaway ve Sacha Baron Cohen gibi oyuncular da katılınca bu filmi izleyip, hakkında bir şeyler yazmasam kendimi kötü hissederdim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim; Filmi yarısından ikiye bölecek olursak iki tane birbirinden kurgu ve diyaloglar açısından çok uzak film izlemiş gibiyim. İlk yarısı beklentilerin çok çok altında kaldı desem yanılmam ki bu; görüyorum ki sadece benim görüşüm de değil. Gereksiz monologlar ve ikinci yarıyı düşünmeden bakarak ilk filmden sonra zorlama bir senaryoyla karşılaşıyoruz ve üstüne üstlük dozunda bir absürtlük olsa da çocuklar için çekilmiş bir film izlenimi de yine üstüne basarak belirtiyorum; filmin İLK YARISINDA dikkat çeken unsurlardı. Ama kullanılan materyaller ve görselliğin üst safhada olması -filmin ilk yarısından kötü bahsetmiş de olsam- bu müthiş oyuncuların olduğu filmden sıkılmamama yetti. Renkler, insanı gerçekten de Harikalar Diyarı’na götürüyor. 3D izlendiği takdirde özellikle..

Ve filmin ikinci yarısı öyle bir başlıyor ki hem heyecandan yerimde duramıyorum, hem de Alice (Mia Wasikowska), Mirana (Anne Hathaway) ve Hatter Tarrant (Johnny Depp)’ın sevimliliklerinden filmin hiç bitmemesini istiyorum. (Iracebeth (Helena Bonham Carter)’ten sevimli olarak bahsetmedim ki o da istemezdi eminim.) Ve film müthiş bir duygusallıkla izleyiciyi derinden etkileyerek son buluyor.

Konusundan da kısaca bahsetmek istiyorum. Alice (Mia) gemi kaptanı olarak hayatına devam etmektedir. Çin’den ülkesine geri döner ve evlenme teklifini kabul etmediği Hamish(Leo Bill)’in lord olduğunu öğrenir. Bir kez daha babasının gemisiyle sefere çıkmak ister ancak Hamish bunu kabul etmez. Alice yokken, Hamish Alice’in annesi Helen(Lindsay Duncan) ile bir anlaşma yapmıştır. Alice, Hamish’in malikanesinde bir odaya girer ve oradaki aynadan geçerek Harikalar Diyarı’na tekrar dönüş yapmış olur. Mad Hatter’ın hastalandığını öğrenerek ona yardım etmek ister ve Time(Sacha Cohen) yani zamana karşı büyük bir yarışa girer. Zamanda olacakları ve olmuşları acaba değiştirebilir mi? Tim Burton’dan yine ses getirecek bir yapım olan Alice Through the Looking Glass her yaştan izleyiciye hitap edebilen eğlenceli ve heyecanlı bir film.

Johnny Depp’le ilgili de konuşmalıyım. Filmin ilk yarısında konu ne kadar Mad Hatter ile ilgili de olsa oynadığı süre onu sevenleri üzecek kadar kısa. İkinci yarıda onu daha etkin görüyoruz. Ancak rolünün hakkını yine başarıyla yerine getiren usta oyuncu üzgün ama eğlenceli Hatter’ı izleyicinin bağrına zorla basıyor. Zaten Johnny Depp’i sevmemek pek mümkün değil bana kalırsa. Hele ki bu film serisinde…

Zaten 5 tane ön planda oyuncu var hepsinden kısaca bahsedicem. Başrolde Alice rolünde Tim Burton sevenlerin ve benim gönlümde taht kuran genç ve güzel oyuncu Mia Wasikowska var. İlk filmde gördükleri karşısında daha temkinli davranan Alice, artık yaşının ve kaptan olmasının etkisiyle daha kendinden emin ve güvenli bir karakter olarak karşımıza çıkıyor ve de biraz deli. Alice karakterini bize mükemmel yansıtan Mia Wasikowska harika oyunculuğuyla izleyenleri mest ediyor. İleride umuyorum bir Oscarlık filmde de onu görürüz.

Anne Hathaway de Beyaz Kraliçe Mirana rolünde Diyar’daki herkes gibi kaçık ve hafif umursamaz, ancak bunun yanında korkmuş bir karaktere harika hayat veriyor. Anne Hathaway’in bütün filmlerini izlemiş biri olarak burda da onu sevmemem mümkün değildi tabii ki.

Kırmızı Kraliçe Iracebeth rolünde ise duayen aktris Helena Bonham Carter yine izleyicinin karşısında. Kısmen animasyon görüntüsüyle sevimli, gaddar ve küçük bir çocuk gibi davranan bir karaktere sahip. Tim Burton’ın eşini Burton’ın neredeyse bütün filmlerinde görüyoruz ve hayran olunası oyunculuğuyla büyülüyor sempatik aktris.

Son olarak da Sacha Cohen Baron’dan bahsedelim. Birçok insan onu hâlâ Borat filminden tanıyor. Hugo, Diktatör, Sefiller gibi kaliteli filmlerle isminin anılmaması da üzücü. Öyle ki sözünü ettiğim filmlerde de çok başarılı olduğundan bahsetmeme bile gerek yok. Bu filmde de onu Time rolünde görüyoruz. Yani zaman olarak karşımıza çıkıyor. Garip aksanıyla da dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor başarılı aktör.

Söylediğim gibi filmin ilk yarısından sıkılmadan izlendiği takdirde çok başarılı bir finalle izleyiciyi kendine hayran bırakabilen bir yapım. Tim Burton yine bildiğimiz gibi. O bir film yaptıysa izlenir diyorum ve herkese de 3D olarak izlemesini tavsiye ediyorum. Ayrıca orijinali kadar tabii ki olamasa da Türkçe dublajının da yeterli olduğunu eklemek isterim.

Kanun Kalkan



Instagram

Leave A Response

*