Oynadığımız Flört Oyunları ve Egomuz

ASK-OYUNUÇocukluğumuzda öğretilirdi.. Annemiz, babamız, bir büyüğümüz tarafından veya arkadaşlar arasında paylaşılırdı; Yeni tanıştığın birini aramadan önce mutlaka 3-5 gün bekle..

Diğer bir deyişle “Kendini ağırdan sat.. Fazla üstüne düşüyormuş gibi olmasın.. Şımartma” vs…

Bu ve benzeri bazı “nasihatlar” verirdi bu konularda deneyimli büyüklerimiz veya dostlarımız..

Zaman içinde bu ve benzeri davranışlara yüzyıllar geçse de değişmeyecek şekilde aşk oyunları denildiğini öğrendik.. Erkek ve kadının doğasından, yani yaradılıştan kaynaklanan..

Yaradılış mı? Ne alaka diyecekleri olabilecektir.. Kısmen doğru zira bu aşk oyunlarının önemli bir kısmı zaman içinde deneyimle de öğrenilebiliyor ama yine de insan doğası ile de ilgili.. Yani tam kelimesiyle ifade edersek bilhassa “EGO” ile..

Çünkü bu insan dediğimiz varlık kadar “okşanmaktan” haz duyan, bu işe bu kadar ihtiyacı olan başka varlık herhalde az vardır.. Burada okşanmak derken tabii ki vücudunun okşanmasından bahsetmiyoruz.. Söz konusu ettiğimiz egonun okşanması – ki kendimizi iyi hissedelim…

İşte flört oyunları da genellikle bunun etrafında dönüyor işin ilginç tarafı.

Buraya kadar tamam da iş abartıya vardığı zaman iki taraftan biri veya hatta her ikisi de yanabilir..

Şöyle ki; bize ilgi gösterildiği, peşimizden gelindiği zaman, beğenildiğimizi anlıyoruz.. Egomuz okşanıyoruz ve kendimizi çok iyi hissediyoruz.. Hele buna bir kere alışmaya görelim.. Uyuşturucudan bile daha fazla tutkunu olup çıkıveririz..

Hatta öyle ki, bu duyguyu yaşamak, daha kuvvetle yaşamak için bunu oyun haline getirip insanları peşimizden koşturmaya alışkanlıklar geliştirebiliriz.. İşte o zaman vah ki ne vah karşıdakinin haline.. Adam veya kadın “küllüm” olacak demektir.

Nitekim, biraz düşünürseniz yaşamınızda bu tip insanlarla karşılaşmış olduğunuzu bile hatırlarsınız muhtemelen.. Davranışlarına anlam veremediğiniz.. Sizden hoşlandığını anlamanıza rağmen neden sizi itip kaktığını bir türlü çözemediğiniz ve bir türlü gerçek o kişiye ulaşıp mutlu sona doğru birlikte yürüyemediğiniz kişiler.. Hatta, çoğumuz bu tip kişileri “acayip, tuhaf” bulmuşuzdur..

Evet, maalesef bu tip insanlar ömür boyu bu sıkıntıyı çekip, kendileriyle ilgilenenlere de çektireceklerdir.. İnsanın içinden söylemek gelmiyor ama, böyle bir sıkıntıyı aşmak çok ama çok zor olacaktır..

Burada 2 şık kalıyor.. Ya kalıp mücadele etmek (Allah güç versin bunu seçenlere) ya da bu durumun “mission impossible” imkansız görev olduğunu idrak edip, görüp “CIAO” (ÇAV) yani hoşça kal demek…

İkinci seçeneğin çok daha mantıklı ve az acılı olduğu aşikar olarak görülmüyor mu? Hadi öyleyse..

M. TÜFEKÇİ



Instagram

Leave A Response

*